• DOLAR
    5,3105
    % 0,10
  • EURO
    6,0449
    % 0,25
  • ALTIN
    226,9891
    % 0,19
  • BIST
    104.330
    % 1,11
İMAMLIĞIN DİNDEKİ YERİ – 1

İMAMLIĞIN DİNDEKİ YERİ – 1

İMAMLIĞIN DİNDEKİ YERİ – 1

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Zilhicce 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “İmamlığın Dindeki Yeri” isimli makalenin birinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

“Onlar, ‘Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi takva sahiplerine önder eyle’ diyenlerdir” [Furkan, 74] diyerek kullarının kendisine dua etmesini seven Allah’a hamdolsun. Salat ve selam muttakilerin imamı olan Rasulü ﷺ’in üzerine olsun.

Öyle ki; Allah onda, Allah’ın indirdikleri ile insanlar arasında hükmederek insanların imamlığını ve dinde kendisine tabi olan biri olma özelliğini bir arada toplamıştır. Daha sonra Allah-u Teâlâ ondan sonra gelen Raşit halifelerini onun yolunda ve izinde kıldı. Ve ailesinin, sahabelerinin ve kıyamete kadar onlara ihsan ile tabi olanların üzerine olsun.

Bundan sonra;
İmam Ahmed, Hâkim ve İbn-i Hibban sahihinde Ebu Umame’den rivayet ettikleri hadiste Allah Resulü ﷺ şöyle buyurdu: “İslam’ın bağları bir bir çözülecektir. Her bir bağ çözüldüğünde insanlar bir sonrakine tutunacaklardır. Bunların ilki hüküm (yönetim), sonuncusu da namazdır.”

Şer’i büyük imamlık, İslam’ın bağlarından bir bağdır. Allah’ın indirdikleri ile hükmetme emrinin bozulması, İslam ehline dinlerinde ve dünyalarında isabet eden bir eksikliktir. İslam’ın ve imanın nice şubeleri vardır ki, bunlar ancak bu bağ ile gerçekleşir. Allah’ın indirdikleri ile hükmetme görevini ise en iyi şekilde ancak ona yardım edecek ve ona nasihat edecek hâkim ve şer’i ilim ehli yapar. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: “Gerçek şu ki, biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Rabbaniler ve bilginler de (Ahbar), Allah’ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından onunla hükmederlerdi.” [Maide, 44]

Allah-u Teâlâ, indirdikleriyle hükmetmekle görevlendirdiği kimselerin Nebiler -ki onlar İsrail oğullarını yönetirlerdi- olduğunu beyan etti. Nitekim Allah Resulü ﷺ şöyle buyurdu: “İsrail oğullarını Nebiler yönetiyordu. Bir Nebi öldüğünde onu bir başka Nebi takip ederdi. Benden sonra Nebi yoktur. Fakat benden sonra birçok Halifeler gelecektir.” (orada bulunanlar) Dediler ki: ‘Bize ne emredersiniz?’ Allah Resulü ﷺ buyurdu ki: “İlk biat edilene vefalı olun. Onların haklarını verin. Muhakkak ki Allah onlara yaptıklarından soracaktır” [Müslim rivayet etti] Halifeler, insanlara Allah’ın indirdikleriyle hükmetmede Nebilerin makamına ait bu işi yaparlar. Âlimler ve rabbaniler ise bu konuda onlara yardım ederler.

Raşid Hilafet, Nübüvvet Menhecini Miras Alır
Şüphesiz bu zamanda Hilafetin en önemli görevlerinden biri de dini yenilemesi ve nebevi menhec üzere ikame olmasıdır. Nitekim Peygamberimiz ﷺ şu sözüyle bunu vadetti: “Aranızda Allah’ın olmasını dilediği kadar Nübüvvet olacaktır. Sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet menheci üzere Hilafet olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ısırıcı melikler dönemi gelecek. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra zorba iktidarlar gelecek. Allah’ın olmasını dilediği kadar olacak, sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra da Nübüvvet menheci üzere Hilâfet olacaktır.” [Ahmed rivayet etti] İstenilen Hilafet, peygamber menheci üzere olması ve üzerinde Allah Resulü ﷺ’in sahabesinin ilk Hilafet kuşağının onunla vasıflandığı Raşid sıfatının gerçekleşmesidir.

Hilafetin rüşd ile sıfatlanması ancak Halifelerin Allah’ın kitabına tabi olmaları ve tüm işlerde ve durumlarda -Allah’ın izniyle- Peygamberimiz Muhammed’in yolunu izlemeleriyle olmuştur ve aynı şekilde olacaktır.

Allah-u Teâlâ’nın kitabında rüşd kelimesinin bazı anlamları vardır. Bu anlamların en önemlisi ise Allah-u Teâlâ’nın, onları seven kullarına onun hakkında haber verdiği fazileti ve hidayetidir: “Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslâm’ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar raşid/doğru yolda olanların ta kendileridir.” [Hucurat, 7]

İmanın rükünlerine, hasletlerine, şubelerine iltizam etmek, onu sevmek, ona sarılmak, ona muhalif olan tüm küfür, fısk ve isyandan uzak durmak; tüm bunların hepsi rüşddendir. Rüşde çağıran en büyük davetçi ise Rabbimizin ﷻ kitabıdır. Nitekim bu konuda Allah-u Teâlâ cinlerin sözünü bize şöyle haber verdi: “Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik. O (Kur’an), rüşde/doğruya yöneltiyor.” [Cin, 1-2]

Allah-u Teâlâ, peygamberi ve dostu İbrahim’e rüşd verdiğini haber verdi. O da, insanları Allah’ı birlemeye davet etti, sapıklıklarını onlara açıklamakla mücadele etti ve eziyetlerine ve tehditlerine karşı sabretti. Hatta onu yakarak öldürmeye kalkıştılar. O ise Allah’a sığındı. Allah da onu ateşten kurtardı ve ateşi üzerine esenlik ve selamet kıldı. İbrahim (a.s), babası ve kavmi küfür üzere kalmayı ısrar ettiklerinde onlardan beraatini ve onların yanından giderek onlardan ayrılığını ilan etti. “İbrahim, şöyle dedi: Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir.” [Saffat, 99]

Raşid Hilafet, dinin tüm kanunlarını ikame eder, sünneti ihya eder, bidatları ortadan kaldırır ve kâfirler ve inat edenlerle cihad eder. Beşerin hevalarına uymaz. Bilakis o Allah’ın emirlerine uyar; Allah’ın sevdiği şeyleri izler, sevmediği şeylerden ise uzak durur. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: “O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” [Bakara, 186]

Büyük İmamet İslam Dininin Üstün Gelmesi İçin Çalışır
Bunların yanı sıra Allah’ın dininin ikame edilmesi, dinle dünya siyasetinin izlenmesi, dinin korunması, İslam diyarını savunmak ve Müslümanları, haramlarını ve mallarını korumak Müslümanların halifesinin yapması gereken en önemli şeylerdendir. Aynı şekilde dinin egemenliğini Allah’ın tüm yeryüzüne genişletmeye çalışması da görevlerinden biridir.

Allah-u Teâlâ, İslam dininin tüm dinlere karşı egemen ve muzaffer olması için Müslümanların çalışacağı şer’i bir yönetim istemektedir. Ta ki, Allah’ın kelimesi yüce olsun ve kâfirlerin kelimesi alçak olsun. Aynı şekilde Allah’ın dinini tüm dinlere üstün kılması onun kevni iradesine bağlıdır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: “O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, peygamberini hidayetle ve hak dinle gönderendir.” [Tevbe, 33]

Allah’ın İslam dinini üstün kılması, onun bu dini hüccet ve delillerle tüm dünlere üstün kılmasını da kapsar. Bunun için Allah-u Teâlâ bu dinin hak din olduğunu ve bunun dışındakilerinin batıl, sahte ve yok olacağını beyan etti. Nitekim onun dinini üstün kılması diğer dinlerin ehline karşı zaferinin de anlamını kapsar. Ta ki egemenlikleri yok olsun ve yapıları yıkılsın.

Allah-u Teâlâ, İslam dini ve ehli ilk Mücahidlerin eliyle nübüvvet ışığının parladığı zamanda var olan iki büyük devleti; Pers ve Rum devletlerini zelil etti. Bunların yanı sıra diğer farklı küfür krallıkları da bulunmaktaydı.

Buradan çıkarılması gereken ders ise; Allah’ın dini, Müslümanların devleti kurulduğu zaman üstün oldu ve kâfirlere karşı muzaffer oldu. Bu devleti, Allah Resulü ﷺ ve ondan sonra Raşid Halifeler kurdu ve temellerini attı. Aynı şekilde bu işi bugün Allah-u Teâlâ’nın yardımıyla Müslümanların Halifesi ve askerleri yerine getirmektedir. Raşid Hilafeti ihya eden bir İslam Devleti kurulmadan Müslümanların zaferinin ve izzetinin gerçekleşmesi düşünülemez.

Yeryüzü Allah’ındır. Ona Salih Kullarını Mirasçı Kılar
Müslümanların işlerini yapmakla görevlendirilenin -ki o Halifedir, Allah O’nu izzetli kılsın- görevlerinden biri de İslam devletinin saltanatını Allah’ın tüm yeryüzüne genişletmesidir. Bu topraklar, Allah’ın topraklarıdır. Kâfirin onda hiçbir hakkı yoktur.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: “Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, ‘Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır’ diye yazmıştık.” [Enbiya, 105]

Müfessirler ve bunlardan biri olan İbn-i Abbas r.h ayette geçen “El-Ard” kelimesini cennet olarak tefsir etmişlerdir. Aynı şekilde İbn-i Abbas şöyle dedi: “Allah ﷻ, Tevrat’ta, Zebur’da, yeryüzü ve gökyüzü olmadan önce Muhammed’in ﷺ ümmetini yeryüzünün mirasçısı kılacağını, onları cennete koyacağını ve onların Salihler olduğunu haber verdi.” Bu iki söz, birbirlerine zıt olmayan doğru sözlerdir.

Bu yeryüzü mirasçılığı ise yalnızca İslam’ın zirvesi olan Allah yolunda cihadla olur. Kâfirler, küfürlerini ve insanları İslam dininde fitneye uğratmayı ancak rahmanın dostlarının şeytanın dostlarına karşı yapacağı savaşla bırakır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.” [Enfal, 39]

Ve Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve ‘Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz? İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O hâlde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” [Nisa, 75-76] Eğer İslam Devleti kurulmaz ve askerleri, zayıf müminleri kâfirlerin ve ehlinin pençelerinden kurtarmak için Allah yolunda savaşın gerekliliklerini yerine getirmezse kim bunu yapacak?

Bunlar, Hilafet devletinin, gerek lider, gerekse askerleri tarafından üstlenilen önemli işlerdir. Şüphesiz biz, Allah’ın ona yardımının pek yakın olduğuna kesin kez inanıyoruz. Çünkü Allah b, dinine yardım edenlere yardım edeceğine dair yemin etti: “Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” [Hac, 40]

Allah-u Teâlâ, yemini ifade eden lam harfiyle zafer vaadini teyit etti ve bu vaadini, şeddeli olan “İnne” ve Allah’ın güzel isimlerinden olan -Nitekim tüm isimleri güzeldir- iki ismi (Le Kawiyyun Aziz) üzerindeki vurgulamayı ifade eden lam harfiyle buna vurgu yaptı. O’nun gücü yarattıklarının gücü gibi değildir. O, yaratılanların yaratıcısıdır. O, onlara güç verendir. O güçlü, yarattıkları ise zayıftır. O zengin (kimseye muhtaç değildir), yarattıkları ise ona muhtaçtır. O, Azizdir. Hiç kimse ona galip gelemez. O izzeti, kullarından mü’minlere veren ve onlara zaferi vadeden ve garanti edendir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu: “Allah, kullarına yetmez mi?” [Zümer, 36] Nitekim bazı kıraatlerde ‘kul’ kelimesi çoğul olarak yani ‘kullar’ olarak kullanılmıştır.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?