• DOLAR
    5,3518
    % 0,33
  • EURO
    6,1123
    % 0,49
  • ALTIN
    222,2769
    % 0,07
  • BIST
    95.411,49
    % 2,40
İSLAMİ HİLAFETE KARŞI HAÇLI KAMPANYASINA YARDIM EDENİN KÜFRÜNÜN AÇIK DELİLLERİ – 8

İSLAMİ HİLAFETE KARŞI HAÇLI KAMPANYASINA YARDIM EDENİN KÜFRÜNÜN AÇIK DELİLLERİ – 8

İSLAMİ HİLAFETE KARŞI HAÇLI KAMPANYASINA YARDIM EDENİN KÜFRÜNÜN AÇIK DELİLLERİ – 8

İslam Devletinin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Hicri 1437 yılında yayımlanan “İSLAMİ HİLAFETE KARŞI HAÇLI KAMPANYASINA YARDIM EDENİN KÜFRÜNÜN AÇIK DELİLLERİ” isimli kitabın ikinci bölümünün altıncı konusunun ilk bölümünü sizlerin okumasına sunuyoruz.

Altıncı ve Son Konu
İlim Ehlinin Sözlerinden ve Fetvalarından Deliller:

Hanefi âlimlerinin sözlerinden:
1-Ahmed bin Ali Razi Ebu Bekir El-Cessas (370H. yılında vefat etmiştir) şöyle demiştir: Allahu Teala’nın “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize dost edinmeyin. İçinizden kim onları kendisine dost edinirse işte onlar zalimlerdir” (Tevbe,23) kavlinde mü’minlerin kafirleri dost edinmesinin, onlara yardım etmesinin, onlardan yardım istemesinin, işlerini onlara teslim etmelerinin nehyi, onlardan teberrü etmenin, onları yüceltmeyi, onlara saygı göstermeyi bırakmanın vücubiyeti söz konusudur. Bu kimseler ister babalar ister kardeşler olsun. Mü’minlere bunun emredilmesi, münafıklardan ayrışmaları içindir. Çünkü münafıklar kafirleri dost edinir, eğer kendileriyle karşılaşırlarsa onlara saygı gösterir, kendilerini yüceltirler. Onlara dostluk ve himaye izhar ederler. Allahu Teala bu ayette mü’mine emrettiği şeyi, mü’mini münafıktan ayıran bir emare kılmıştır. (Ahkamu’l Kur’an Li’l Cessas, C:4, S:278)

2-Abdullah bin Ebu’l Berekat En-Nesefi (710H. yılında vefat etmiştir) şöyle demiştir: “Din düşmanlarını dost edinmenin nehyi (nehyeden ayet) inmiştir: ‘Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin.’ Yani onlara yardım edip, onlardan yardım isteyip, onları kardeş edinip, mü’minler gibi kendileriyle birlikte yaşayıp onları dost edinmeyin. Sonra nehyin sebebini şu kavli ile açıklamıştır: ‘Onların bazıları bazılarının dostudurlar.’ Hepsi de mü’minlerin düşmanlarıdırlar. Bu da küfrün tek millet olduğuna delildir. ‘Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.’ Yani onların cümlesindendir. Hükmü onların hükmüyle aynıdır. Bu, dine muhalif olandan uzak durulması gerektiği yönünde Allah’tan sert ve ağır bir sözdür. ‘Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.’ Yani, kâfirleri dost edinerek nefislerine zulmedenlere doğru yolu göstermez.” (Nesefi Tefsiri, C:1, S:453)

3-Kadı Muhammed bin Ahmed Ebu’s Suud El-İmadi (951 H. senesinde vefat etmiştir) şöyle demiştir: “Allahu Teâlâ’nın ‘Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır.’ kavli, ‘Onların bazıları bazılarının dostudurlar.’ kavlinden sonuç olarak çıkarımdır. Dostluğun, onların arasında sınırlı olması, onları dost edinenlerin de onlardan olmasını gerektirmektedir. Bunda mü’minlere, onlara hakikatinde dostluk olmasa bile bir çeşit dostluk izhar etme hususunda şiddetli bir caydırma vardır. Ve Allahu Teâlâ’nın ‘Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.’ kavli de, onlara tevelli edenin onlardan olması sebebiyledir. Yani onları (kâfirleri dost edindikleri için) imana iletmez, aksine onları ve işlerini bırakır, onlar da küfür ve dalalete düşerler.” (Kadı Ebu Es’Suud Tefsiri, C:3, S:48)

Maliki âlimlerinin sözlerinden:
1-Ebu Abdullah El-Kurtubi (671 H. yılında vefat etmiştir: “Allahu Teâlâ’nın ‘Sizden onları kim dost edinirse’ kavli; yani: kim Müslümanlara karşı onlara destek olursa demektir. Kuşkusuz o da onlardandır” kavli ile Allahu Teala, hükmünün onların hükmü gibi olduğunu ortaya koymuştur. Bu da Müslüman’ın mürtede mirasçı olmasının tasdikini men etmektedir. Onları dost edinen İbn-i Ubey’di. Sonra, onlarla muvalatın kesilmesi hususundaki bu hüküm kıyamet gününe kadar geçerlidir. (Kurtubi Tefsiri, C:6, S:217)

2-Şeyh Aliş olarak bilinen Ebu Abdullah Muhammed bin Ahmed’e (1299 H. yılında vefat etmiştir) Müslümanların ülkelerini ele geçirdikleri takdirde kafirlerin arasında kalıp da hicret etmeme hakkında sorulmuş ve kendisi uzun bir cevap vermiştir. Söyledikleri arasında şunlar yer almaktadır: “Bu şirkî dostluk, İslam’ın başında ve izzetli olduğu vakit yoktu. Söylendiğine göre de ancak iki yüz sene geçtikten, İslam’ın müctehid imamları tükendikten sonra ortaya çıktı. Bu nedenle içlerinden hiçbiri, bu halin fıkhi hükümlerine ilgisini vermemiştir. Bu Hıristiyan dostluk, hicri tarihe göre beşinci yüzyıl ve sonrasında; (Allahu Teala onları yerle bir etsin) lanetli Hıristiyanların Sakaliyye adasını ve Endulüs’ün bazı küçük kasabalarını ele geçirdikleri vakit ortaya çıktı.”

Bu dostluk suçunu işleyenlerle ilgili fıkhi hükümler sorulduğunda da ‘İlmiyle amel eden ilim ehli, onların hükümlerinin Müslüman olup da hicret etmeyerek -yani küfür diyarından hicret etmeyenlerle- bir olduğu’ cevabı verdi. Kendileri hakkında sorulanları (Kâfirlerin Müslümanların ülkelerini ele geçirdikten sonra onların arasında kalıp da hicret etmeyen Müslümanlar), hakkında susulanların (Müslüman olup da hicret etmeyenler) hükümlerinde onlara kattılar. Malları ve evlatlarıyla ilgili fıkhi hükümlerde iki taife eşit tutuldu. Bu hususta iki grup arasında fark görmediler. Bu şu nedenledir: Düşmanlara muvalat, onlarla birlikte oturmak, onlarla iç içe olmak, onlarla yakınlık kurmadaki, kendilerinden uzaklaşmamaktaki, vacip olan hicreti terk etmedeki hükümlerde; haklarında sorulanların, haklarında sukut edilenlerin mesabasinde olmasındadır. İlim ehli -Allah kendilerinden razı olsun-, fıkhi konularda bu haklarında sorulanların hükümlerini kendileri hakkında sukut edilenlerin hükümlerine kattılar. (Fethu’l Aliî Fi’l Fetava Âla Mezhebi’l İmami Malik Li İbni Aliş, C:1, S:377)

3-Ebu’l Hasan Ali bin Abdusselam Et-Tesuli El-Maliki’ye (1311 H. yılında vefat etmiştir) cihada çıkmaktan imtina eden ve Fransızlara Müslümanların işlerini haber veren bazı Cezayir kabileleri hakkında soruldu. O da şöyle cevap verdi: “Bahsi geçen kavmin bu niteliğinden ötürü, tevelli ettikleri (destekledikleri) kafirler gibi kendilerine karşı savaşılması gerekir. Kim kâfirlere destek olursa o da onlardandır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onların bazıları bazılarının dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.’ (Maide,51) Ama eğer kâfirlere meyletmeseler, onların tarafını tutmasalar, Müslümanların işlerini onlara haber vermeseler ve bu türden bir şeyler izhar etmeselerdi cihada çıkmaktan imtina ettikleri için kendilerine karşı bagi hükmünde olmalarından ötürü savaşılırdı.” (Et-Tesuli’nin Cezayir Emiri Abdulkadir El-Cezayiri’nin cihad konusunda sorularına cevapları S:210)

Şafii âlimlerinin sözlerinden:
1-Abdullah bin Ömer Ebu Said El-Beydavi (685 H. yılında vefat etmiştir) şöyle demiştir: “ ‘Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır.’ yani şu manadadır: Sizden kim onları dost edinirse o da onların cümlesindendir. Bu, onlardan uzak durmanın vücubiyeti konusunda vurgudur. Allah Resulü’nün de şöyle buyurduğu gibi: ‘(Müslümanlarla müşriklerin) Ateşleri birbirini görmesin.’ Ya da onları dost edinenler münafık oldukları için! ‘Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.’ yani kâfirleri dost edinerek nefislerine zulmedenlere.” (Beydavi Tefsiri, C:2, S:130)

2-Hafız İbn-i Kesir (774 H. yılında vefat etmiştir) şöyle demiştir: Allahu Tebareke ve Teâlâ mü’min kullarını, kafirlere destek olmaktan, onları dost edinip de kendilerine sevgi beslemekten nehyetmiş, sonra bu hususta tehdit ederek şöyle buyurmuştur: “Kim bunu yaparsa Allah’la bir ilişiği kalmamış olur.” (Al-i İmran, 28) Kim bu hususta Allah’ın nehyettiği şeyi işlerse Allah’tan beri olmuş olur.” (İbn-i Kesir Tefsiri, C:2, S:30)

3-Hafız İbn-i Hacer (852 H. yılında vefat etmiştir) “Müttefekun aleyh olan ‘Allah bir kavme azap indirdi mi, o azap, kavmin içinde bulunan herkese isabet eder. Sonra, (Kıyamet gününde) herkes niyetlerine (ve amellerine) göre diriltilirler’ (Buhari, Hadis No:7108; Müslim, Hadis No: 84-2879) hadisinin şerhinde şöyle demiştir: “Bundan (bu hadisten) kâfirlerden ve zalimlerden kaçmanın meşruiyeti öğrenilmektedir. Çünkü onlarla birlikte ikamet etmek nefsi tehlikeye atmaktır. Bu da onlara yardım etmeyip yaptıklarından razı olmadığı haldeki durumdur. Eğer onlara yardım eder ve razı olursa o da onlardandır.” (Fethu’l Bari Şerhu Sahihi’l Buhari, C:13, S:61)

4-Şeyh Abdullah bin Abdulbari El-Ehdel El-Yemani’ye (1271 H. yılında vefat etmiştir) soruldu: “İslam ülkelerinde Müslümanlardan bir grup Hıristiyan tebaı olduklarını iddia ediyorlar ve bundan razı oluyorlar ve seviniyorlar. Onların imanları hakkında ne diyorsunuz? Yaptıkları şeylerden biri de onların tebaından olduklarını göstermek için gemilerine sancak adı verilen Hıristiyanların sancakları gibi bayraklar açmaları… Cevapta gelenler arasında şunlar yer alıyordu: “Ayetlerin ve hadislerin zahiri, bahsi geçenlerin imanı olmadığına işaret etmektedir. Allahu Teala şöyle buyuruyor: ‘Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin dostları ise tağuttur; onları aydınlıktan karanlıklara sokarlar. Bunlar cehenneme atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.’ (Bakara, 257) Ayet, insanların iki kısım olmasını gerektirmektedir:

(Birincisi) İman edip de velileri başkası değil sadece Allahu Teâlâ olan, Allah ve Resulü’nden başka dostları olmayanlar. “Allah bizim dostumuzdur. Sizin asla dostunuz yoktur.”

(İkincisi) Kâfirlerdir ki onların dostu tağuttur. Ortası yoktur. Kim Allah’ı bırakıp da tağutu dost edinirse apaçık bir kayba uğramış, çok büyük bir hata işlemiştir. Ya Allah’ı dost edinir ya da tağutu. Ayetin gerektirdiği üzere hiçbir şekilde aralarında bir ortaklık yoktur. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘Hayır! Rabbi’ne yemin olsun, onlar aralarında çıkan meselelerde seni hakem tayin etmedikleri, senin verdiğin hüküm konusunda içlerinde bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.’ (Nisa,65) Allah, kâfirlere hiçbir şekilde tevelli etmememiz gerektiğine hükmetmiştir. Hükmedilene muhalefet eden kişinin, Allah imanını nefyettiği halde nasıl da imanı olabilir? Kaldı ki; nehyi en açık şekillerde ve en açık yeminlerle vurgulamıştır. Bunu öğren! (Es-Seyfu’l Bettar ala men yuvali’l kuffar ve yettehizuhum min dunillahi ve resulihi ve’l mu’minine ensar..)

Hanbeli Âlimlerinin Sözlerinden:
1-Şeyhu’l İslam İbn-i Teymiyye (728 H. yılında vefat etmiştir) bu mesele hakkında çok kez konuşmuştur. Kur’an’dan deliller zikredilirken kendisinden gelen bazı nakiller de zikredilmişti. Zira döneminde Tatarlar ve İslam’a mensup olup da onlara yardım edenlerle tecrübe yaşadı. Kendisinin bu konu hakkında Mecmuu’l Fetava’nın 28. Cildinde çok sayıda risalesi ve fetvası vardır.

Söyledikleri arasında şunlar yer almaktadır: “Asker emirlerinden veya bunlardan başka her kim tatarların safına geçerse işte o kimse tıpkı onların hükmünü alır. Onlar İslam şeriatinden her ne kadar uzaklaşıp irtidat etmişlerse o kimse de aynen onlar gibi irtidat etmiştir. Sahabeler zamanında namaz kılan, oruç tutan ve Müslüman cemaate şavaş açmayan bir topluluğa sırf zekât vermemeleri sebebiyle sahabeler mürted hükmü vermişlerdir. Buna göre Allah-u Teâlâ ve Resulü’nün düşmanlarıyla beraber Müslümanlara karşı çarpışan ve Müslümanları öldüren kimselere nasıl davranırlardı acaba?” (Mecmu’l Fetava, C:28, S:530-531)

Ayrıca şöyle demiştir: “Allahu Teâlâ –Ehli kitab’ı yererken- şöyle buyurmuştur: ‘İsrailoğullarından inkar edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı Yapmakta oldukları şey ne kötü idi. Onlardan çoğunun inkâr edenleri kendilerine dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için önceden göndermiş oldukları ne kadar da kötüdür. (Bu yüzden) Allah onlara kızmıştır ve azabın içinde sonsuza kadar kalacaklardır. Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dost edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır.’ (Maide, 78-81) Allah svt, Allah’a, nebiye ve ona indirilene imanın, onları dost edinmemeyi gerektirdiğini açıklamıştır. Dostluklarının sübutu ise imanın yokluğunu gerektirir. Çünkü lazım olanın yokluğu melzum olanın da yokluğunu gerektirir.” (Iktidau’s Sıratı’l Müstakim, C:1, S:550..)

Ayrıca şöyle demiştir: “Bunun bir benzeri de Allahu Teâla’nın bir başka ayetteki şu kavlidir: ‘Onlardan çoğunun inkâr edenleri kendilerine dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için önceden göndermiş oldukları ne kadar da kötüdür. (Bu yüzden) Allah onlara kızmıştır ve azabın içinde sonsuza kadar kalacaklardır. Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dost edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır.’ (Maide, 80-81) Burada şart mevcut olduğu takdirde şarta bağlı şeyin de mevcut olmasını gerektiren ‘eğer’ kelimesiyle kurulmuş bir şart cümlesi zikretmiştir ki bu ‘eğer’ sözcüğü şartın mevcut olmaması durumunda şarta bağlı şeyin de olmamasını gerektirir. Zira şöyle buyurmuştur: ‘Eğer Allah’a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dost edinmezlerdi.’ Bu da bahsi geçen imanın, onları dost edinmeyi nefyettiğinin ve zıttı olduğunun delilidir. İman ve onları dost edinmek kalpte bir arada bulunamaz. Bu da, onları dost edinenlerin, Allah’a, peygamberine ve peygambere inene imanın gereğini yerine getirmediklerinin delilidir. Bunun bir benzeri de Allahu Teâlâ’nın şu kavlidir: ‘Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onların bazıları bazılarının dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır.’ (Maide, 51) Bu ayetlerde onları dost edinenin mü’min olmadığını haber vermiştir. Aynı şekilde burada onları dost edinenlerin onlardan olduğunu haber vermiştir. Kur’an’ın ayetleri birbirini tasdik eder.” (Mecmu’l Fetava, C:7, S:17-18).

2-İbnu’l Kayyım (751 H. senesinde vefat etmiştir) şöyle demiştir: “Yahudiler ve Hıristiyanlarla mü’minler arasındaki dostluğu kesmiş ve onları dost edinenlerin onlardan olduğunu haber vermiştir. Söz söyleyenlerin en doğru sözlüsü olan Allahu c.c açık hükmünde şöyle buyurmuştur: ‘Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onların bazıları bazılarının dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.’ (Maide, 51). Allah onlara tevelli edenlerin kalplerinde hastalık bulunduğunu, bu hastalığın hem aklın hem de dinin bozulmasına sebep olduğunu bildirerek şöyle buyuruyor: ‘Kalplerinde hastalık olanların; “bize bir kötülük isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek onlara koştuklarını görürsün. Umulur ki Allah, katından bir fetih veya bir emir getirir de onlar nefislerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.’ (Maide, 52)

Allah bundan sonraki ayette: ‘İman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mıdır?” Onların amelleri boşa çıkmış ve hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.’ (Maide,53) buyurarak onlara tevelli eden kimsenin amelinin boşa çıktığını haber vermiş ve böylece mü’minleri dikkatli olmaya sevk etmiştir.” (Ahkamu Ehli’z Zimme, C:1, S:487)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
2019-01-16 23:34:57
2019-01-16 22:03:35
2019-01-16 21:30:18
2019-01-16 15:21:56