• DOLAR
    5,3105
    % 0,10
  • EURO
    6,0449
    % 0,25
  • ALTIN
    226,9891
    % 0,19
  • BIST
    104.330
    % 1,11
Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır -1

Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır -1

Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır -1

İslam Devleti’nin Resmi Sözcüsü Şeyh Mücahid Ebu Hasan El-Muhacir’in -Allah O’nu korusun- “Sabret! Şüphesiz Allah’ın Vaadi Haktır” Başlıklı Konuşmasının ilk bölümünü sizlerin okumasına sunuyoruz.

Hamd, Allah’a mahsustur. O’na hamd ediyor, O’ndan yardım istiyor ve O’na istiğfar ediyoruz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki; Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir. O’nun bir ortağı yoktur ve şehadet ederim ki; Muhammed s.a.v O’nun kulu ve elçisidir.

Ve sonra;
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki; kurtuluşa eresiniz. Allah’a ve Resulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal/45-46]

Allah subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurdu: “Öyleyse sabret! Şüphesiz, Allah’ın vaadi haktır. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni gevşekliğe (ve tedirginliğe) sürüklemesinler.” [Rum/60]

Zorluklara, sıkıntılara, orduların üzerlerine üşüşmelerine, füzelerin seslerine ve uçakların bombalamalarına rağmen sabır, sebat ve Allah’ın vaadine kesin iman…

Rablerinin yardımına yakinen inananlar ve güvenenler, arkasını dönmeden düşmanın üzerine doğru yürür, ecrini Allah’tan bekleyip sabreder ve direnirler.

Sarsıntılar, onları aciz ve şaşkın veya yolunu şaşıran ve zayıf bırakmadı. Bilakis gecenin karanlığında hak ışığını yaktılar, kanlarıyla hidayet meşalesini tutuşturdular ve sapkın yollardan kaçındılar. Rablerinin kitabına tabi oldular ve Nebilerinin (s.a.v) sünneti üzere yürüdüler ve onunla amel ettiler.

Zaferin Allah’ın katından olduğunu, bir gün dahi sayıların ve teçhizatların çokluğuyla olmadığını bildiler. Çünkü Allahu Teâla el-Aziz’dir ve O’na güç yetirmeye çalışanlar, O’na güç yetiremezler. Bilakis O, çoğunluğu ve sayılarının gücü ulaşması gereken yere ulaşanları yardımsız bırakan el-Kahhar’dır. O, işleri esbaplarıyla takdir etmiş ve her şeyi yerli yerine koymada el-Hakim’dir. O, işleri yönetmede ve yarattıklarından kendisine yardım edenlere yardımda ve O’nu yüzüstü bırakanları yüzüstü bırakmada el-Hakim’dir. O’nun, işleri düzenlemesinde zayıflık veya bozukluk olmaz. Allahu Teâla ayırıcı sözüyle şöyle buyurmaktadır: “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” [Al-i İmran/160]

Evet O, Allah’ın hak vaadi ve mü’min kullarına olan emridir. O’nun mü’min kulları üzerindeki sünneti ve hikmeti devam eder, dilediği zaman sıkıntı indirir, dilediği zaman ise sıkıntıyı kaldırır. O, el-Alim ve el-Hakim’dir. Yeryüzünde ve gökyüzünde hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz.

O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ol der, o da hemen oluverir. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, Allah’ın yardımı ne zaman? Diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” [Bakara/214]

Şüphesiz Allah’ın sünneti gereği zafer, emrine karşı dürüst olunmadan ve samimi bir şekilde O’na yönelmeden gerçekleşmez. Her kim Allah’ın dinine en çok yardım eder, Allah’ın düşmanlarına karşı en büyük cihadı yapar ve Allah’a ve Resulüne en doğru şekilde itaat ederse o, en büyük yardım, itaat ve hürmet sahibi olur.

Ey İslam ümmeti! Zaman dönüp dolaşmaktadır. Bugünkü tarihte, eski dönemlerde geçen asırlar ve gerçekleşen büyük olaylar boyunca İslam diyarının başına gelenlere benzer şeyler tekerrür etmektedir. Nitekim bunlar, izleri silinmeyen ve ümmetin bedeninde kapanmayan derin yaralar bıraktı. Lakin ibret geçmişten alınır. Kaygan zeminlerin ve uçurumların olduğu bir dönemde İslam ümmetinden uzak kalmak, dinlerinin ellerinden alınıp İslam dininin dışında başka bir din üzere ölerek hakiki anlamda onları helake sürükleyebilir.

İşte haçlı Amerika ve müttefikleri, İslam diyarına ve hilafet yurduna bir kez daha geri döndüler. Küfür milletleri, tarih boyunca tüm milletleri ve dinleri ile bu şekilde ittifak etmemişlerdir. Yalan ve iftira ile Ehlisünnete nispet edilen mürted yöneticiler, kötü âlim ve davetçiler ile hatta cihad ve sahih menhec iddia edenler ile muvafakat sağladılar.

Tüm bunlar, küfür ümmetleri ile beraber hilafet devletindeki İslam’ın evlatlarının aleyhinde tek saftadırlar. Ancak önceki dönem ve saldırı ile bugün içinde bulunduğumuz durum arasında şu fark vardır ki; o dönemde Müslümanların devleti en kötü durumdaydı ve Rablerinin dininden uzaktaydı. Taifelerin kralları devletlerini paylaştılar. Allah azze ve celle onlara, evlerinin köşe bucaklarını arayıp onları yakalamaya çalışan bir düşman musallat etti ve onlar ekinleri ve nesli helak ettiler.

Bugün ise, doğu ve batıdan İslam diyarı üzerindeki sıcak çatışmalar ve şiddetli saldırılara rağmen, hilafet topraklarındaki Müslümanların halleri önceki dönemlerden farklıdır. İslam diyarını savunan, onun için çarpışan, iman ehlini ayağa kaldıran ve onları küfür milletlerinin kulluğundan ve onlara tabi olmaktan kurtulmaları için İslam’ın evlatlarının gayretini bileyen İslam Devleti’dir.

İslam Devleti, savaşa ve düşmanı püskürtmek ve kendisini savunmak için hiçbir gayreti hazırlamamış olan ümmetini, elindeki tüm gücüyle ve değişik yol ve vesilelerle savunma adına şiddetli ve değirmen gibi öğütücü bir savaşa girendir. Allah’ın fazlı ve minnetiyle hilafet devleti, halen de Müslümanları zincirlerle dinlerine çekmektedir. Tağutların âlimleri ve şer borazanları ise, İslam ehlinin zelil bir şekilde haçlı ümmetlerinin ve onların kuyrukları olan mürted yöneticilerin onları yönetmeleri için direniyor, rekabete giriyor ve bundan başkasına razı olmuyorlar.

Ancak Allah’ın tevfiki ile hilafet devleti, hastalığa yetişti ve ilacını bildi. Allah’ın izni ile o, dosdoğru yolunda yürümektedir ve İsa’ya a.s sancağı teslim edene kadar hiçbir kınayıcının kınaması onu Allah yolundan alıkoyamayacaktır.

Ey İslam ümmeti! Bizler, Allah’ın İslam ile izzetlendirdiği kimseleriz. Asla Allah’ın dışında bir izzeti aramayız. Bu ümmetin sonunu ıslah edecek olan tek şey, bu ümmetin ilklerini ıslah eden şeydir. Allah’ın diniyle ancak tevhidi gerçekleştirenler, dostluk ve düşmanlığı ihya edenler ve bunu sevinç ve tasada, sıkıntı ve rahatlıkta, düşmanları üzerine üşüştüğünde ve şiddet ağırlaştığında; hayatının tüm hallerinde ve tüm evrelerinde, hayatının ayrılmaz bir şiarı kılanlar izzetlenir. Yüzünü Astana’ya, ağzını tağutlara çevirenler değil.

Asla! Bilakis bu, Hanif dinine bağlı kalıp nebilerin babasına tabi olmakla olur. Nitekim O, küfür milletlerine şöyle demişti; “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Size küfrediyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” [Mumtehine/4]

Bu, hidayete ermiş olan mü’minlerin yoludur. Bunun dışındaki diğer yollar, haddi aşan, âlemlerin Rabbinin şeriatını tahrif edip onu başka kanunlarla değiştiren kâfirlerin yoludur.

Ey hilafetin askerleri ve İslam’ın aslanları! Bilin ki; Allah’ın rahmeti ve cennetine kuruntularla ulaşılmaz. Allah azze ve celle mağfiret ve geniş rahmetini ancak, sebat eden, sabreden ve sadık olup Allah’ın onlara vaad ettiğini tasdik edenlere verir. Allah’ın Azze ve Celle şu sözünü okumaz mısınız? “Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vaad etmiştir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur.” [Tevbe/111]

Kurtubi’nin -Allah O’na rahmet etsin- dediği gibi insanlar arasında satın almanın aslı, ellerinden çıkanın yerine daha faydalı veya fayda açısından eşit sevideki başka bir şeyin ellerine geçmesidir. Allah Subhanehu ve Teâlâ kullarından nefislerini ve mallarını, O’nun itaatinde ve razı olduğu yollarda harcama suretiyle satın almıştır. Kulları bunu yaptığı takdirde, Allah Subhanehu ve Teâlâ buna karşılık onlara cenneti vermiştir. Bu, büyük bir bedeldir ve karşılığında verilen şey, bu bedele yakın değildir ve bununla da kıyas edilemez. Allah azze ve celle bunu, bir mecaz olarak insanların bildikleri alım ve satıma göre ifade etmiştir. Kul, nefsini ve malını teslim eder, Allah ise, buna karşılık sevap ve bağışlama verir. Ve bu, satın alma olarak isimlendirilmiştir.

Ey hilafetin askerleri! Yerin ve göğün Rabbine andolsun ki, bu karlı bir ticarettir. Bizler Allah’ın izni ile ticareti bozmadık ve bozmayı da talep etmedik. Düşmanla karşılaştığınız zaman ticaretinize sadık kalın. Kim Allah ile karşılaşmayı isterse, Allah da onunla karşılaşmayı ister. Allah’ın, şeriatının ikamesi ve kelimesinin yücelmesi için, O’nun yolunda nefislerini ucuz bir şekilde O’na satan mü’min kullarına has kıldığı karlı ticaret işte budur.

Allah yolundaki mücahidin ulaşmak istediği gayesi, Rabbinin rızasına, affına, ihsanına, tevfikine ve minnetine ulaşmaktır. Buna da ancak emrini yerine getirip nehiylerinden sakınarak ve din, tamamen Allah’ın oluncaya ve tüm yeryüzünde O’nun şeriatıyla hükmedilene kadar, her saha ve mıntıkada düşmanlarıyla çarpışarak ulaşabilir. Eğer yaşarsa onurla yaşar, ölürse de şereflice ölür. İşte Allah Resulü’nün s.a.v sahabesinin ve bu hayırlı ümmetin faziletli asırlarında yaşayan selefin hali bu şekilde idi.

Bu, aynı zamanda Nebinizin müjdesidir. Nitekim şöyle buyurmaktadır: “Allah, kendi yolunda cihad etmek için yola çıkana şu garantiyi verdi: “Kim sırf benim yolumda, bana inanarak, resullerimi tasdik ederek çıkarsa, onu cennete sokmayı ya da çıktığı evine birçok sevaplar veya ganimetler elde ederek döndürmeyi garanti ederim.’ Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, herhangi bir kimse Allah yolunda yara alırsa, kıyamet gününde yara aldığı gündeki gibi gelir. Rengi kan renginde, kokusu misk kokusu olarak gelir.

Muhammed’in canını elinde bulundurana yemin ederim ki, Müslümanlara meşakkat vermeyecek olsam, Allah yolunda gazveye çıkan hiçbir seriyyeden asla geri kalmazdım. Ancak onları (hayvana bindirerek) taşıyacak imkân bulamıyorum. Onlar da imkân bulamıyorlar. Benden geri kalmak da onlara zor geliyor.
Muhammed’in canı elinde olana yemin ederim ki, Allah yolunda harbe çıkıp öldürülmeyi, sonra yine çıkıp yine öldürülmeyi, sonra yine çıkıp yine öldürülmeyi ne kadar isterdim.”
[Müslim, Hadis No:103-1876]

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?