• DOLAR
    5,3105
    % 0,10
  • EURO
    6,0449
    % 0,25
  • ALTIN
    226,9891
    % 0,19
  • BIST
    104.330
    % 1,11
Tağut Erbakan ve Tağut Öğrencisi Erdoğan’ın Küfürleri – 1

Tağut Erbakan ve Tağut Öğrencisi Erdoğan’ın Küfürleri – 1

Tağut Erbakan ve Tağut Öğrencisi Erdoğan’ın Küfürleri – 1

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Rabiulevvel 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “Tağut Erbakan ve Tağut Öğrencisi Erdoğan’ın Küfürleri” isimli makalenin birinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.

Hamd, yeryüzünü yaratan, yöneten ve yegâne yasama hakkına sahip âlemlerin Rabbi olan Allah’a olsun. Salat ve selam O’nun şeriatını kullarına ulaştıran ve nasıl yaşanılacağını onlara öğreten elçisine, ehline, sahabesine ve tüm takipçilerine olsun.

Son dönemlerinde küfrü, şirki ve kabirperestliği iyice açığa çıkan Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra yeni devletin başına geçen tağut Mustafa Kamal ve tağut arkadaşları, siyasal hayatta az bir kısım da olsa kalmış olan İslami kuralları tümüyle kaldırdılar ve cumhuriyet rejimini ilan ettiler. İnsanları, az da olsa kalmış dinlerinden uzaklaştırdılar, dinsizleştirdiler ve istedikleri gibi bir kâfir yapmaya çalıştılar. Bunu yaparken çok zalimce davrandılar. Asmaktan, kesmekten ve öldürmekten hiç çekinmediler. Ortalığı fesada boğdular, yaktılar ve yıktılar… Dinsizliği, laikliği ve ırkçılığı dayattılar. İnsanları, İslami şiarlardan ve sembollerden olabildiğince uzaklaştırdılar. Hurafe ve bidat bile olsa dinle anılan her türlü olguyu yerle bir etmek için ellerinden geleni yaptılar. Tabiri caiz ise, dinin kökünü kazımak için var güçleriyle mücadele ettiler.

Tağut Mustafa Kamal ve tağut arkadaşları var güçleriyle İslam ve Müslümanlara saldırırken, elbette dini gayreti olanlar da bu konuda boş durmadılar. Onlar da bu dinsizlik hareketine karşılık dini muhafaza etme gayreti içerisine girdiler. Tağut Mustafa Kamal’ın bu saldırılarına ilk büyük karşılık Nakşibendi tarikatının şeyhlerinden olan Şeyh Said ve arkadaşlarından geldi. Şeyh Said ve arkadaşları bu ayaklanmada başarısız oldular ve tağut Kamal ve kâfir arkadaşları Şeyh Said’in bu ayaklanmasını bastırdılar ve onlarcasını darağaçlarına asarak idam ettiler.

Tağut Mustafa Kamal’dan sonra da İslam dini ile mücadele devam etti. Hatta ondan sonra gelen tağutlar ilk tağut Kamal’ı aratmayacak derecedeydi. Kâfirler, kendi cephelerinde İslam dini ile mücadele ederken, din gayreti olanlar da bu harekete karşı gerek gizli gerekse de açık bir şekilde mücadele ettiler. Elbette dine karşı yapılan bu saldırılara karşılık vermek ve dini savunmak her Müslümana farz olan bir ameldir. Lakin önemli olan husus, bu mücadeledeki yöntem ve metottur. Verdiğin mücadele, hak bir mücadele olmuş olsa bile, yanlış yollarla hakkı savunmak caiz değildir. Bu mücadele yöntemlerinde kullanılan metotlar kimi zaman haram bir metot iken, kimi zaman da sahibini kâfir, müşrik hatta tağut yapan bir metottur.

Bu süreç içerisinde irili ufaklı nice şahıslar ve yapılanmalar doğru ve yanlış bir şekilde bu yeni gelen din düşmanı rejimle mücadelesini sürdürdü. Ve bu mücadeleler, günümüze kadar da devam edip geldi.

İşte bunlardan biri de taraftarlarının iddia ettiklerine göre, bir din mücadelesi veren veya din mücadelesi güdenlerin etrafında toplandığı ve gayri İslami bir yol seçerek laik rejime karşı mücadele başlatan tağut Necmettin Erbakan ve kâfir arkadaşlarıdır.

İşte makalemizin asıl konusunu teşkil eden amaç, bu tağutların, İslam kılıfıyla işledikleri küfürleri, fesatları ve saptırmalarının az bir kısmına değinmektir.

Tağut Erbakan, ilk defa 1969’da Konya’dan bağımsız aday olarak milletvekili seçildi. 1970’te de bazı arkadaşlarıyla birlikte Milli Nizam Partisi’ni (MNP) kurdu. Bu tağut, dini ve İslami bir motifle siyasete atılmıştı. Ve iddialarına göre amaçları; kâfir Kamal ve kâfir takipçilerinin yürürlüğe koyduğu ve halkı mecbur kıldığı din dışı uygulamalara son vermek ve İslam’a bu yolla hizmet etmekti. Yani şer ve gayri İslami bir yolla bu dine hizmet etmeyi amaçladıklarını söylüyorlardı. Bu yapının öncü ve liderlerinin çoğu, bu iddialarında samimi değillerdi. Lakin takipçilerinden onlara bu yolda inanmış olanların sayısı da az değildi.


Erbakan ve Erdoğan Yeni Laik Sistemi Meşrulaştırdılar:
Tağut Erbakan ve kâfir takipçilerinin hedefledikleri gerçek İslam olmasa bile, tağut Mustafa Kamal ve kâfir takipçileri gibi dini yerle bir etme gibi bir amaçları da yoktu. Amaçları; bir nebze olsun İslam dininin yasaklanmış bazı ilkelerini geri getirmek ve dini bir rahatlık sağlamak, bir nebze olsun dini siyaset ve riyasetlerine araç yapmak, bilerek veya bilmeyerek yeni rejimi kabullenememiş olan kitleyi rejime entegre etmekti. Tağut Mustafa Kamal’ın yeni getirmiş olduğu bu laik ve din düşmanı rejim, halkın büyük bir kesimi tarafından bir türlü benimsenmedi. Bu yeni rejimin sahipleri, dine olan düşman tavırlarıyla dine meyilli olan bu halkın beğenisini bir türlü kazanamadıklarını anlayınca, bu sefer din kisvesi altında halkı sisteme bağlama oyununa giriştiler.

Bu tağuti rejimi insanlara kabullendiren ve dini olarak bu halka en büyük zararı verenlerin önderi maalesef tağut Erbakan ve arkadaşlarıdır. Erbakan’dan daha önce rejim, aynı oyun için Adnan Menderes’i kullanmıştı. Lakin Erbakan ve ardından gelen Erdoğan’ın üstlendiği rol daha büyük, daha tehlikeli ve daha zararlıydı. Erbakan’dan sonra da rejim, tağut Tayyip Erdoğan’ı aynı görev için kullandı ve halen kullanmaya devam etmektedir. Yani din kisvesi ile dine hizmet ettiklerini iddia eden bu ekipler, İslam dinine ve Türkiye halkına dini olarak en büyük zararı verenlerdir.

Rejime düşmanlığı iddia edip prim toplayanlar, aslında bu rejime en büyük katkıyı sağlayanlardır. Çünkü bunlar, halkın büyük bir kesiminin meşruluğunu kabul etmedikleri bir rejimi onlara kabullendirdiler. Kelime oyunları yaparak, farklı tanımlar geliştirerek ve maksatlarının farklı olduğunu ileri sürerek halka laikliği ve demokrasiyi öyle veya böyle kabullendirdiler. İşte Erbakan ve Erdoğan tağutlarının işlediği en büyük küfür ve şirklerden birisi de, laik rejimi aklama ve meşrulaştırma küfrüdür.

Bunlar, İslam, şeriat, din, cihad, adalet gibi söylemleri dillerine dolasalar da, çoğu zaman tevriyeli kelimeler kullandıklarını iddia etseler de, haddi zatında bunlar, dinden çıkmış ve tağutlaşmış kimselerdir. Tağut Erbakan, tevriyeli söz ve cümleleriyle meşhur bir düzenbazdı. Bir taraftan taraftarlarını ikna etmekte, diğer tarafta da rejim yanlılarını kandırdığını zannetmekteydi. Milli düzen, milli nizam, adil düzen, saadet, refah gibi söylemleri ile taraftarlarına İslam’ın anayasasını ve düzenini kastettiğini söylerken, diğer bir taraftan da bu söylemlerle mevcut düzeni kast ettiği söyleyerek rejim yanlılarını kandırdığını zannetmekteydi.


Erbakan ve Erdoğan’ın Yasama Hakkını Kendilerinde Görmeleri:
Demokratik sistemlerde yasama hakkı, Allah’a değil de halk adına milletvekillerine verildiği için bu sistem küfür sistemleridir. İslam’a göre teşri ve yasama hakkı sadece Allah’a aittir.

Nitekim Allah ﷻ Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Hüküm (yasama) yalnızca Allah’ındır.” [Yusuf, 40] ve şöyle buyurmaktadır: “O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.” [Kehf, 26]

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri dinde kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer o fasıl kelimesi (azabımın ertelenmesine dair ezelde geçen söz) olmasaydı aralarında hüküm verilir (işleri) bitirilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.” [Şura, 21]

İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri dinde kendilerine şeriat kılan ortakları mı var?” yani onlar, Allah’ın kanun olarak koymuş olduğu dosdoğru dine uymamakta; aksine insanlardan ve cinlerden olan şeytanların onlara meşru kıldıklarına uymaktadırlar. İnsanlardan ve cinlerden olan şeytanları, onlara beş defa doğurmuş (beşincisi dişi olan) deveyi, adak devesini, on batın doğurmuş veya yedi batın ikiz doğurmuş deveyi, on batın dölleyen erkek deveyi haram kılmış, ölüyü, kanı, kumarı ve benzeri sapıklıkları ve bâtıl cehaletleri helâl kılmıştır. Onlar helâl kılmayı, haram kılmayı, bâtıl ibadetleri ve bozuk sözleri cahiliye dönemlerinde uydurmuşlardı.” (İbn-i Kesir Tefsiri, C.7, S.198.)

“De ki: ‘Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi rabler edinmesin.’ Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahit olun, biz Müslümanlarız.’ ” [Al-i İmran, 64]

Kurtubi bu ayetin tefsirinde şunları söylemektedir: “Ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi rabler edinmesin.” Yani yüce Allah’ın helal kıldığının dışında, hiçbir kimseyi herhangi bir şeyi helâl ya da haram kılma hususunda izlemeyelim ve ardından gitmeyelim. Bu da yüce Allah’ın: “Onlar, Allah’ı bırakıp âlimlerini ve rahiplerini rabler edindiler.” (Tevbe, 31) buyruğunu andırmaktadır. Yani onlar, Allah’ın haram ve helâl kılmadığı şeyler ile ilgili olarak âlim ve rahiplerini, haram ve helâl kılmalarını kabul etmek suretiyle rableri konumuna getirdiler.

Bu da, Şer’î hiçbir delile dayanmayan nıücerred istihsanı kabulün, batıl olduğunu göstermektedir. el-Kiyâ et- Taberi der ki: Apaçık dayanakları olmaksızın tayin etmiş olduğu ölçüler hususunda Ebu Hanife’nin istihsanları gibi. Ayrıca bu buyruk: “Şer’î dayanağı açıklamaksızın imamın sözünü kabul etmek icabeder” diyen ve yine imamın, şeriatten dayanağını açıklamaksızın Allah’ın haram kıldığını helâl kılabileceğini kabul eden Rafızîlerin de görüşünü reddetmektedir.

Yüce Allah’ın: “Eğer yüz çevirirlerse” yani davet olundukları şeyi kabul etmezlerse “o vakit şahit olunuz ki biz Müslümanlarız, deyin.” Yani İslam dinine bağlı kalmak, bizim ayrılmaz vasfımızdır. Biz bu dinin hükümlerine uyan kimseleriz. Bu hususta Allah’ın üzerimizdeki lütuf ve nimetlerini itiraf eden kimseleriz. İsa olsun, Üzeyr olsun, melekleri olsun hiçbir kimseyi Rab edinmeyiz. Çünkü İsa ve Üzeyr de bizim gibi birer insandır. Ve hepsi de bizim gibi sonradan yaratılmışlardır. Bizler Allah’ın bize haram kılmadığı bir şeyi, rahipler haram kıldı diye haram kabul edemeyiz. O takdirde onları Rab edinmiş oluruz.” (Kurtubi Tefsiri, C.4, S.106-107.)

Buna binaen her kim insanlar için yasama da bulunur, Allah’ın yasak kılmadığını yasak, serbest kılmadığını serbest kılarsa kendini Allah’a ortak görmüş ve kendini rab ilan etmiş olur. Ve bu şekilde tağut olmuş olur. İşte günümüzdeki milletvekillerinin hali de budur. Onlar Allah’ın hakkı olan yasama hakkının millete vekâleten kendilerinde olduklarını iddia ederek, Allah’ın razı olmadığı kanunları insanlara kanun yapmaktadırlar. Ve insanları bu kanunlara uymaya zorlamaktadırlar. İşte bunu yapan herkim olursa olsun muhakkak ki; o kâfirdir. Aynı şekilde onlara bu konuda oy vererek yasama hakkını onlara veren ve çıkardıkları kanunlarda onlara boyun eğip itaat edenler de onların kulları olan kâfirlerdir.


Kâfirlerle Dostluk Yapmaları:
Allah ﷻ şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah ile bir ilişiği kalmaz.” [Al-i İmran, 28]

Ve şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” [Maide, 51]

İbn-i Hazm şöyle demiştir: “Allahu Teâlâ’nın, ‘Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır’ kavlinin zahirine göre olduğu; yani kâfirler cümlesinden bir kâfir olduğu doğrudur. Bu, Müslümanlardan iki kişinin (hiç kimsenin) üzerinde tartışmadığı bir haktır.” (El-Muhalla, C.12, S.33.)

Nitekim Erbakan ve Erdoğan’ın kâfirlere dostluk eylemleri ve söylemleri sayılamayacak kadar çoktur. Özellikle Erdoğan, küfrün ve tuğyanın başı Bush, Obama ve Putin’e karşı defalarca dostluk eylemlerinde bulunmuş ve diliyle de bunu açıkça ifade etmiştir.

Ayrıca gerek Erbakan’ın, gerekse Erdoğan’ın onlarca küfür kuruluşuna üye olmaları, o küfür teşkilatlarının bir parçası olmaları ve oradaki kâfirleri ve tağutları dost edinmeleri ayrıca içine düştükleri dostluk küfrünü daha da derinleştirmektedir. Onların bizzat kendilerinin başlattıkları veya üyelik için başvurdukları veya onlardan önce başlayıp onların bunlara devam ettiği birçok küfür ve tuğyan kuruluşu vardır. Örneğin; D8, NATO, Birleşmiş Milletler (BM, UN), Avrupa Konseyi (COE), Avrupa Birliği (AB, EU) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi.

“Eğer Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilene (Kur’an’a) inanıyor olsalardı, onları (müşrikleri) dost edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” [Maide, 81]

Kurtubi bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “Fakat onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” Yani onlar, dinlerini tahrif ettiklerinden ötürü Nebilerine olan imandan çıkmışlardır. Yahut nifaklarından ötürü Muhammed’e ﷺ imandan çıkmışlardır.” (Kurtubi Tefsiri, C.6, S.254.)


Müslümanlara Karşı Kâfirlere Destek Vermeleri:
“Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.”
[Maide, 51]

Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab, İslam’ın nevakızları hususunda şöyle demiştir: “Sekizinci nakız: Müslümanlara karşı müşriklere destek olup yardım etmek. Bunun delili Allah-u Teâlâ’nın şu kavlidir: “Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.”[Maide, 51]

İbn-i Cerir şöyle demiştir: “Yani Allah-u Teâla, ‘Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur’ kavliyle, her kim mü’minler yerine Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinirse o da onlardandır, demek istemiştir. Şöyle diyor: Kim onları dost edinir ve mü’minlere karşı onlara yardım ederse o da onların dininden ve inancındandır.” (Taberi Tefsiri, C.10, S.400.)

Tağut Erdoğan, özellikle Afganistan, Irak ve Suriye’de defalarca kez kâfirleri destekleyip Müslümanların katledilmesine yardımcı oldu. Hala da, gerek bizzat kendisi gerekse de Rusya, Amerika ve Avrupa kâfir devletlerine her türlü yardımı yaparak Irak ve Suriye’de Müslümanları katletmektedir.

Tağut Erdoğan; İncirlik gibi hava üslerini ABD ve Avrupa gibi küfrün ve tuğyanın başı olan ülkelere açarak, kâfirlerin Müslümanları öldürmesine yardımcı oldu. Ayrıca Peşmerge, YPG, Irak Rafızi hükümeti, Suriye’deki Muhalifler gibi birçok kâfir ülke, örgüt ve yapılanmaya Müslümanların aleyhinde destek verdi ve hala da bu desteğine devam etmektedir.
Hiç şüphe yok ki, Erdoğan’ın Müslümanların aleyhinde kâfirlere verdiği bu destek, onu İslam dininden çıkartır. Ve herkim Müslümanların aleyhinde kâfirleri desteklerse o da kâfir olur.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?