• DOLAR
    5,3105
    % 0,10
  • EURO
    6,0449
    % 0,25
  • ALTIN
    226,9891
    % 0,19
  • BIST
    104.330
    % 1,11
Taliban’ın Kara Tarihinden; “Cenk Kalesi”

Taliban’ın Kara Tarihinden; “Cenk Kalesi”

Taliban’ın Kara Tarihinden; “Cenk Kalesi”

Tarih sahnesinde gerçekleşmiş ve hakkında kafalarda soru işaretleri kalmış en trajik olaylardan biri Taliban’ın “Cenk Kalesi”nde gerçekleşmişti.

11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’a saldırı başlatan ve Taliban’ı kısa süre içinde şehirlerden çıkaran ABD güçleri, Mezar-ı Şerif’te Kuzey İttifakı ile beraber eşine az rastlanan büyük bir katliama imza atmıştı. 800’e yakın yabancı Taliban savaş esiri, Cenk Kalesi’nin içinde ağır bombardıman ve infazlar ile katledilmişti.

Rivayet o ki, yabancı savaşçıların Cenk Kalesi’ne götürülmesi bir tuzaktı. Komutanları “Kandahar’a güvenli geçiş imkânı” üzerinde Kuzey İttifakı ile anlaştığını belirterek savaşçıları toplamış ve böyle bir katliamın zeminini hazırlamış.

Özbek savaş ağası Raşid Dostum’un elindeki Mezar-ı Şerif’in dışında bulunan Cenk Kalesi’nde esir alınan 800 kadar yabancı Taliban savaşçısı, hava bombardımanı ve kara saldırılarıyla katledildi.

Anlatıldığına göre esir savaşçılar birkaç Kuzey ittifakı askerine saldırıp silahlarını ele geçirip isyana kalkışmış ve Amerikan askerleri ile Kuzey İttifakı askerleri bunun üzerine ateşe başlamış. Yani bir isyanın bastırılması söz konusu… Acaba ne kadarı doğru?

Doğru olan bir şey varsa o da, bir kaleye sıkıştırılmış 800 insanın katledilmiş olması. Bunun adı resmen katliamdır.

Gelen haberler esirlerin silahlarının önceden toplandığını ve ellerinin arkadan bağlandığını dolayısıyla silahlı bir isyanın söz konusu olamayacağını bildirmekteydi. Kaldı ki ellerinde silah bulunsa bile 15-20 kişiden oluşan bir isyancı grubu öldürmeden etkisiz hale getirmek elbette ki mümkündür. Oysa burada toptan imha söz konusu.

11 Eylül saldırılarından sonra ABD Afganistan’da Taliban’a karşı savaş ilan etmiş ve Afganistan’ın birçok bölgesini çok kısa bir sürede ele geçirmişti.

9 Kasım 2001’de ABD’ye ait bombardıman uçaklarının şehrin güney girişindeki Chesmay-es-Safa vadisinde yoğunlaştırdığı saldırılarla birlikte Taliban güçleriyle olan Mezar-ı Şerif muharebesi başladı. Öğleden sonra 2’de Kuzey İttifakı güçleri güneyden batıya kaydırıldı, şehrin ana askeri üssü ve havaalanı ele geçirildi. Kuvvetler daha sonra şehrin önündeki vadide Taliban’ın kalan güçlerini çok zayıf bir direnişle karşılaşarak temizlediler. 4 saat içerisinde muharebe bitmişti. Gün batımıyla beraber Taliban’dan akıllarda kalan güneye ve batıya doğru kaçışmalarıydı. Mezar-ı Şerif alınmıştı. Sonraki gün, misilleme amacındaki Kuzey İttifakı güçleri şehri taradılar ve şüpheli Taliban destekçilerini infaz ettiler. Moral olarak çökmüş ve yenilmiş, çoğu Pakistan’dan olan savaşçılardan yaklaşık 520 Taliban üyesi, saklandıkları okulda bulunup öldürüldüler. Mezar-ı Şerif’in düşmesi, Taliban mevzilerinin toplu biçimde çökmesine neden olmuştu. Bazı yerel kumandanlar savaşmak yerine taraf değiştirmişlerdi.

Kunduz’da kuşatılan Taliban savaşçıları o zaman Birleşmiş Milletler gözetiminde teslim olmayı teklif ettiler. BM’nin Afganistan Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi bu teklifi reddetti. O günlerde, yaşanacak bir katliamdan, Birleşmiş Milletler ve Brahimi de sorumlu tutuldu. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ise o zaman, “bu kişiler hayatta kalmamalı” demişti. Dolayısıyla katliamlardan bizzat Rumsfeld ve bölgedeki ABD’li komutanlar da sorumluydu.


Yabancı Taliban Savaşçıları İnfaz Edildi
Daha sonra can güvenliği garantisi verilerek Pakistanlı, Özbek, Çeçen, Uygur, Peştu ve değişik Müslüman toplumlardan 8 bin kişi esir alındı. Bunların bir kısmı Cenk Kalesi’nde ABD ve İngiliz özel timleriyle birlikte Raşit Dostum’un güçleri tarafından “isyana kalkıştıkları” bahanesi ile katledildi. ABD uçakları da bu katliama havadan destek verdi. Sadece bu kalede 800 esir öldürüldü. Birçoğu elleri arkadan bağlı bir şekilde infaz edildi.

Kalan 7000 savaşçı ise tırlara yüklenmiş konteynırlarla Şibirgan Cezaevi’ne gönderildiler. Ancak bu nakil sırasında binlerce esir kayboldu. Bunların birçoğu nakil sırasında konteynırların içinde kurşuna dizildi, bazıları havasızlıktan, açlıktan ve susuzluktan öldü. Birçoğu da Şibirgan Cezaevi’nde işkenceye maruz kalarak veya kurşuna dizilerek katledildi. Cesetler şimdi Mezar-ı Şerif’in çevresindeki çöllerde kazılan toplu mezarlarda bulunuyor. Bir kısmı ise Guantanamo’ya götürüldü.

BBC yapımcısı Jamie Doran, 2002’de yaptığı Afgan Katliamı: Ölüm Konvoyu` adlı belgeselde, bu katliama ışık tutarak, şunları anlattı: “Görgü tanıklarının ifadelerine göre konteynırlara istif edilen bu insanların birçoğu havasızlıktan boğuldu, hava almak için bağıran esirler konteynırların içinde kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. Hayatta kalanlar susuzluktan ölmemek için birbirlerinin terini yalayarak hatta açık yaralarından akan kanlarını içerek hayatta kalmaya çalıştı. 150 Amerikan askeri tarafından kontrol edilen Şibirgan Cezaevi’ne ulaşan esirlerden birçoğu ağır şekilde dövüldü, işkence gördü, yüzlercesi çöle götürülüp ıssız bir yerde kurşuna dizildi ve toplu mezarlara gömüldü. Hatta kimi görgü tanıklarına göre Amerikan askerleri bazı esirlerin boyunlarını kırdı, üzerlerine asit döktü. Bir süre sonra Mezar-ı Şerif çevresindeki bölgelerde rüzgârın toprağı aşındırmasıyla ve köpeklerin kazmasıyla toplu mezarlar ortaya çıktı.”

Acaba iddia edildiği gibi Taliban liderleri Kandahar’a kolay geçiş yapabilmek için yabancı savaşçılarını düşmana teslim mi etmişti?

Bu iddiayı güçlendiren bir diğer etken ise Taliban’ın kontrolünde bulunan başkent Kabil’in savaşılmadan terk edilmesiydi. Kuzey İttifakı güçleri Kabil’e girdiklerinde karşılarında sadece Kabil şehir merkezinde konuşlanmış 15 kadar Arap savaşçı vardı. Onlar da yaklaşık yarım saat süren çatışmalardan sonra öldürülmüş ve Taliban’ın başkenti düşmüştü. Bu tarihin gördüğü en hızlı başkent ele geçirmesi olabilirdi, zira sadece yarım saat sürmüştü. Taliban; Rusya’nın Afganistan’ı terk ettikten sonra geride bıraktığı binlerce silah, zırhlı araç, tank ve mühimmata rağmen başkentini 15 Arap savaşçıya bırakıp kaçmıştı. Kuzey bölgelerinde durum çok daha kötüydü. Taliban sempatizanı gibi davranan ve yabancı savaşçıları gizlemek istediğini söyleyen yerliler onları Kuzey İttifakı’na 100 dolar karşılığında satmıştı.

Taliban’ın güçlü olduğu zamanlar Taliban’ın yanında görünen birçok kişi saf değiştirmiş ABD ve Kuzey İttifakı ile işbirliği yapmıştı. Kendilerine sığınan birçok Taliban savaşçısını ABD’ye 100 dolar karşılığında satmışlardı. Bu durum hakkında Şeyh Usame bin Ladin ABD’ye: “Sizler bizim arkadaşlarımızı bir koyundan daha ucuz bir fiyata, 100 dolara satın aldınız. Buna rağmen size karşı yumuşak mı olalım?” demişti.

Katliamların bir numaralı sorumlusu Özbekistan asıllı Raşid Dostum’du. Kuzey İttifakı lideri Raşid Dostum, Taliban’ın yıkılması ile kurulan yeni hükümete de Hamid Karzai tarafından Genelkurmay Başkanı olarak atandı.

Dostum, yaptığı katliamlar sonucu ödüllendirilerek Genelkurmay Başkanı olarak atandı. Hamid Karzai Taliban ile verilen savaşta kendisine destek verenlere mükâfat olarak mevkiler verirken Taliban kalıntılarına karşı savaşına da devam ediyordu.


Taliban Bugünlerde Cellâdı İle Aynı Masada
Taliban ABD ile yaptığı barış görüşmelerine ek olarak Afganistan içinde de eski cellâtları ile anlaşmalar yapıyor. Taliban, şu anki Eşref Gani hükümetini ABD kuklası olarak gördüğü için Eşref Gani hükümeti ile barış görüşmeleri yapmak istemediğini ileri sürdü.

Diğer yandan ise kuklanın sahibi olan ABD ile aynı masaya oturması işin iç yüzünün başka olduğunu göstermektedir.

Taliban’ın bugün barış görüşmeleri için masaya oturduğu Hamid Karzai ve Kuzey İttifakı savaş ağaları, 2001 yılında ABD öncülüğünde Taliban’a karşı yapılan savaşta öncü olmuş ve Taliban’ın yenilgisi sonrası Afganistan’ın yönetimi ABD tarafından kendilerine verilmiş kuklalardır. Bütün bu gerçeklere rağmen birçok kişi bu olayları unutmuş gibi görünüyor. Kendilerine yapılan bu büyük katliamlardan yıllar sonra cellâtları ile masaya oturmaları, Taliban’ın Afganistan’da yeni bir kukla olmaya soyunduğunu açıkça gösteriyor.

Bunun en büyük göstergelerinden biri de son zamanlarda görüşmeleri sürdüren Taliban yetkililerinin sürekli aynı şeyi dillendirmeleridir: “Bizden Amerika’ya, Batı ülkelerine ve diğer komşularımıza hiçbir zarar gelmeyecek. Biz Afganistan’da teröre (!) karşı savaşacağız ve teröristleri (!) bu topraklardan çıkaracağız.”

Evet, bir zamanların Allah yolunda cihad eden Taliban’ı bugünlerde kendisine misyon ve vizyon olarak yeryüzünde Allah’ın kanunlarını tatbik eden İslam Devleti’ni Afganistan’dan çıkarmayı bellemiş. Yine bir zamanlar Amerika’nın ve Batı’nın en çok korktuğu çekindiği Taliban ise şimdilerde bırakın onlara zarar vermeyi, onlara gelecek zararlara kalkan olmak için ve bunu garanti etmek için televizyonlarda boy göstererek demeçler veriyor. Bu tarz açıklamalarda bulunan bir topluluğun kendilerini “Mücahid” olarak nitelendirmesi, taraftarlarını bu söylemlerle kandırması ve Molla Ömer’in emanetine ihanet ettikleri gerçeğini gizlemeye çalışmaları onların ne denli bir riddet ve hüsran içinde olduklarını gizlemeye yetmeyecektir.

Çağımızın en azılı Müslüman katili olan ABD ve avenelerine “Bizden size hiçbir zarar gelmeyecek” demek, kâfirlerin onlardan razı olması için çabalamak demektir. Zira Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar…” (Bakara 120)

Şeyh Enver El-Evlaki bir konuşmasında bir CIA yetkilisinin “Siz bize karşı Molla Ömer’i kaldırırsanız, biz de size karşı Molla Bradley’i kaldırırız” dediğini aktarmıştı. Yıllar önce yaptığı bu konuşmanın hakikati şimdi vuku bulmuşa benziyor.

Şeyh Usame’yi koruyan ve kollayan Molla Ömer’in Taliban’ı gitti, yerine Amerika’ya ve Batıya garantiler veren onların lejyonerliğine soyunan Molla Bradley’in Taliban’ı geldi.

Günümüzde amacı, demagoji yaparak hakkı batıl, batılı da hak olarak göstermek olanların “İslam Devleti’nin savaşmadan toprakları teslim ettiği” kuruntusunu dillendirenlerin ne kadar da gülünç bir durumda oldukları aşikârdır.

Zira İslam Devleti sadece Musul’da tüm dünya kâfirlerinin onca teknolojilerine, donanımlarına ve sayılarına karşın on ay boyunca neredeyse tarihte benzeri görülmemiş bir destan yazmasına karşın bu kuruntu sahiplerinin masal kahramanı olan Taliban ise başkenti olan Kabil’i 15-20 yabancı savaşçıyla savunup yarım saat içerisinde tarihte benzeri görülmemiş bir hızla teslim etmiştir. Tabi bu 15-20 yabancı savaşçı da Taliban’ın geri çekilip başkentini teslim etme emrine karış gelip direnmeyi seçenlerden değillerse…

Allah’tan dileğimiz günümüz Taliban’ının içine düştüğü zilleti gözler önüne serilmesine vesile olan İslam Devleti’ni; özelde Afganistan’da Taliban, Afgan rejimi ve daha nice mürtedlere karşı, genelde ise tüm dünyada tüm dünya kâfirlerine karşı muzaffer kılmasıdır. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Ebu Samir El-Kureyşi

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

  1. Allahumme amin, Rabbim devletimizi ve kardeşlerimizi,cihad meydanlarının fitnesinden korusun, bizlere hayırlısıyla kardeşlerimizin yanında beraber mücadele edebilmeyi, müslüman olarak, razı olduğu kullar olarak ruhumuzu teslim etmeyi nasip etsin.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?