• DOLAR
    5,3105
    % 0,10
  • EURO
    6,0449
    % 0,25
  • ALTIN
    226,9891
    % 0,19
  • BIST
    104.330
    % 1,11
TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) – 1

TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) – 1

TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER (ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) – 1

İslam Devleti’nin resmi yayın organlarından biri olan El-Hayat Medya tarafından Şaban 1438 tarihinde, Rumiyah dergisinde yayımlanan “TÜRKİYE’DE YAYGIN OLAN VE SAKINILMASI GEREKEN ŞİRK VE KÜFÜRLER -3 MÜŞRİKLERİ TEKFİR ETMEME KÜFRÜ” isimli makalenin birinci kısmını sizlerin okumasına sunuyoruz.


MÜŞRİKLERİ TEKFİR ETMEME KÜFRÜ -1

Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab, insanı dinden çıkaran on unsurun üçüncüsünde şöyle dedi: “Müşrikleri tekfir etmeyenler veya küfürlerinde şüphe duyanlar veya yollarını doğrulayanlar icma ile kâfir olurlar.”

Bukai şöyle dedi: Her nebi, ancak müşriklerin tekfiri ile gelmiştir. [Nezmu’d Durer, C.6, S.267] Allah ﷻ bizlere müşrikleri ve kâfirleri tekfir etmemizi vacip kılmıştır. Ve gelen tüm şeriatlar bu emirle gelmiştir. İslam onsuz düşünülemez. Tekfir ile tevhid gerçekleşir. Tekfir ibadeti ile nice büyük ibadetler gerçekleşir. Vela-Bera, Allah ﷻ için sevmek, Allah ﷻ için buğzetmek, Allah ﷻ için düşmanlık, cihad ve kâfirlerden beri olmak ancak tekfir ile gerçekleşir.

Tekfir, insanlara tevhidin ve İslam’ın hakikatini ortaya koyar. Örneğin bir kişi tekfir edildikten sonra, insanlar onun neden tekfir edildiğini sorarlar. İnsanlar bu kişinin neden tekfir edildiğini öğrenince bu vesile ile küfrü, şirki, tevhidi, Allah’ın ﷻ dinini ve onu bozan unsurları da öğrenmiş olurlar. Şirk ve küfürden uzak kalır ve tevhide sarılmaya gayret ederler. Kısas adam öldürmeye engel olduğu gibi, tekfir de insanların riddete bulaşmamalarını sağlayan bir engeldir.

Tekfir, Muvahhidlere destek ve mürtetlere savaş ilan etmektir. Nitekim şeyh Muhammed bin Abdulvehhab şöyle demektedir: “Müslümanın bu Mü’min taifeden olduğunu açıkça söylemesi gerekir. Ta ki bu taifeyi güçlendirsin ve bu taife ile güçlensin ve tağutları korkutsun.” [Mecmuu’t Tevhid]

İnsanı dinden çıkaran en tehlikeli ve en sık rastlanan unsur bu unsurdur. Çünkü bu unsura birçokları, bilmeden ve düşünmeden bulaşırlar. Ayrıca küfür ve şirk çeşitlerinin çoğalması ve riddetin yeryüzünde yaygın olması hasebiyle yeryüzündeki insanların geneli şirk ve küfre bulaştığı halde onları tekfir etmek çoklarına ağır gelmekte ve en yakın akrabalarını, arkadaşlarını ve sevdiklerini tekfir etmeyip kayırmakta ve dolayısıyla bu küfre bulaşmaktadırlar.

Allah’a ﷻ şirk koşarak kabirlere dua eden, kurban kesen, secde eden, medet uman, yardım dileyen veya Allah’ın ﷻ hükümlerinin dışında hüküm koyan, insanları bu hükümlere uymaya zorlayan veya diğer küfür ve şirk işleyenleri tekfir etmeyenler, tekfir etmedikleri bu kişilerin şirklerinde kalmalarına sebep olmakta ve onları bundan sakındırmamaktadırlar. Eğer onları tekfir etmiş ve onları bu amelden sakındırmış olsalardı bu şirkten birçokları vazgeçebilirdi. Lakin onların yapmış olduğu bu amelden ötürü bir yaptırıma veya davete maruz kalmayanlar, işledikleri bu kötü amellerine devam etmektedirler.

Müşrikleri tekfir etmeyenler, zamanla onların işlemiş oldukları şirklerin veya küfürlerin şirk veya küfür olduğundan şüphe duymakta ve bu şirk ve küfürleri meşru görmeye başlamaktadırlar. Şirk işleyenleri tekfir etmemekle başlayan sürecin başlangıcı şirk işleyenleri mazur görmekle başlasa da daha sonraki süreçte müşriklerin işlediği bu şirkten şüphe duymaya, bu şirk ve küfürleri tasdik etmeye, doğru bulmaya ve hatta onu yapmaya kadar devam eder. Bu unsur, birçoklarını ircaya ve riddete, birçoklarını da aşırıya ve hariciliğe götürmüştür. Bu unsuru gereği gibi idrak edemeyenler, ya irca ya da haricilik bidatına sapmıştır.


Müşrikleri Tekfir Etmeme İki Kısımdır:
Birincisi: İslam dinine hiç girmemiş veya kendisini İslam’a nispet etmeyen İslam’ın dışındaki diğer dinlere sahip olan asli kâfirlere kâfir dememektir.
İkincisi: Kendisini İslam’a nispet edip dinden çıkaran bir söz, amel veya inanç ile riddete bulaşan birine kâfir dememektir.


Tekfir İki Kısımdır:
Meşru olan tekfir: Allah ﷻ ve Resulünün ﷺ tekfir ettiği kâfir ve müşrikleri tekfir etmektir. Bunlar ister asli kâfir olsunlar ister riddete bulaşmış Müslümanlar olsunlar bu konuda herhangi bir fark yoktur.
Meşru olmayan tekfir: Hiçbir küfür veya şirk söz, amel ve düşüncesine bulaşmadığı halde bir Müslümanı tekfir etmektir.


Müşrikleri Tekfir Etmeyenler Üç Kısımdır:
Birincisi; ölülere dua etmenin, yasamada bulunmanın, tağutların mahkemelerine muhakeme olmanın veya buna benzer küfür ve şirk amellerinin küfür ve şirk olmadığına inandıkları için bu eylemleri yapanları tekfir etmeyenler.

İkincisi; bu saydığımız küfür ve şirk amellerinin küfür ve şirk olduğunu söyleyen fakat bunu yapanların kâfir olmayacağını ve dolayısıyla onları tekfir etmeyenler.

Üçüncüsü: bu amellerin küfür ve şirk olduğunu ikrar eder ve genel olarak bunları yapanlarında kâfir ve müşrik olduğunu söylerler fakat bu ameli işleyen kişileri muayyen olarak tekfir etmeyenler.

Her üç haldeki kişiler kâfirdirler. Ancak birincisinin küfrü daha katı, ikincisininkisi daha az katı ve üçüncüsünün küfrü daha hafiftir.


Müşrikleri Tekfir Etmeyenlerin Kâfir Olacağına Dair Deliller.
Müceddid Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab şöyle dedi –Allah ﷻ O’na rahmet etsin-: “Bilin ki; Allah’a ﷻ şirk koştuğu ya da şirk koşmayıp Muvahhidlere karşı müşriklerle beraber olduğu vakit bir Müslümanın tekfiri hakkında ki deliller, Allah’ın ﷻ, Resulü’nün ﷺ ve ilim ehlinin kelamında sayılamayacak kadar fazladır.” (Ed-Dureru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, 10/8)

Müşrikleri ve kâfirleri tekfir etmeyenler hiç şüphesiz Kur’an’ı tasdik etmemişlerdir. Nitekim Kur’an’ı Kerim müşrikleri tekfir etmekte ve tekfir etmeyi emretmektedir.

“Deki ey kâfirler!” [Kafirun, 1]

“İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine, ‘Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Size küfrediyoruz. Siz bir tek Allah’a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir’ demişlerdi.” [Mumtehine, 4]

Bu ayette geçen “size küfrediyoruz” ibaresi; tekfiri, düşmanlığı ve beraeti kapsamaktadır.

“Andolsun, ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: ‘Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.” [Maide 72]

“Şüphesiz, inkâr eden kitap ehli ile Allah’a ortak koşanlar, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratıkların en kötüsüdürler.” [Beyyine, 6]

“Andolsun, sana ve senden önceki peygamberlere şöyle vahyedildi: ‘Eğer Allah’a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun.’ ” [Zumer, 65]

“O küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular.” [Tevbe, 74]

“(Boşuna) özür dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz.” [Tevbe, 66]

“Şüphesiz Allah katında din İslam’dır.” [Al-i İmran, 19]

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” [Al-i İmran, 85]

Allah ﷻ katında hak dinin İslam ve Müslüman olmayan herkesin kâfir olduğuna göre, İslam’ın dışında kendisini başka dinlere nispet edenler kâfirdirler. Bir kişide iman ile küfür, tevhid ile şirk asla bir araya gelmez. Kişi ya kâfirdir ya da Müslüman. Kâfir ise Müslüman değildir, Müslüman ise kâfir değil. Bu iki vasıf zıttır ve bir arada bulunması mümkün değildir. Allah’ın ﷻ kâfir dediğine kâfir dememek Allah’ı ﷻ ve kitabını doğrulamamaktır.

Nitekim bazı davet imamları –Allah ﷻ onlara rahmet etsin- şöyle dediler: “Türk devletindeki müşrikleri, kabirlere tapan Mekke halkını ve onların dışındaki salihlere ibadet eden, tevhidden şirke dönen ve Allah ﷻ Resulü’nün ﷺ sünnetini bidatle değiştirenleri tekfir etmeyenler, dinlerini sevmese, onlara buğzetse, İslam’ı ve Müslümanları sevse bile onlar gibi kâfirdirler. Müşrikleri tekfir etmeyenler Kur’an’ı doğrulamamışlardır. Çünkü Kur’an, kesinlikle müşrikleri tekfir etmiş ve tekfirlerini, düşmanlıklarını ve onlarla savaşmayı emretmiştir.” [Ed-Dureru’s Seniyye fi’l Ecvibeti’n Necdiyye, C.9, S.291]

Allah ﷻ Resulü ﷺ şöyle buyurmaktadır: “Kim lailaheillalah der ve Allah’ın ﷻ dışında kendisine ibadet edilenlere küfrederse malı ve kanı haram olur. Hesabı ise Allah ﷻ aittir.” [Müslim, Hadis No:37-23]

Bu nasslar açıkça gösteriyor ki; her kim Allah’a ﷻ küfreder veya O’na şirk koşarsa onlar ebediyen cehennemde kalacak olan kâfir ve müşriklerdir. Her kim de küfür veya şirk işleyenlerin kâfir veya müşrik olmadığını söylerse o, Allah’ın ﷻ bu ayetlerini inkâr etmiş olur.


Müşrikleri Tekfir Etmeyenlerin Kâfir Olduğuyla İlgili İlim Ehlinin Sözleri:
İmam Malti (vefat 377 H.) kâfirin küfründe şüphe edenler hakkında şöyle demektedir: “Bağdat’ın ve Basra’nın mutezilesi ve tüm kıble ehli aralarında hiçbir ihtilaf olmaksızın derler ki; kim bir kâfirin tekfirinde şüphe ederse kâfir olur. Çünkü küfürde şüphe edenin imanı yoktur. Çünkü o, küfrü ve imanı tanımamaktadır. Mutezile ve onların dışındakiler dâhil olmak üzere ümmetin ihtilafı yoktur ki; kâfirin tekfirinde şüphesi olan kâfirdir.” [Et-Tenbihu Ve’r Reddu Ala Ehli’l Ehvai Ve’l Bidei, S.40-41]

Süfyan bin Uyeyne şöyle demektir: “Her kim Allah’ın ﷻ kelamı olan Kur’an’ın mahlûk olduğunu söylerse o kâfirdir, onun küfründe şüphe duyan da kâfirdir. [Es-Sunne Abdullah bin Ahmed, C.1, S.112, Rivayet No:25]

Hatip el-Bağdadi (vefat 463 H.) şöyle dedi: “Ebu Seleme dedi ki; Kâfirin küfrüne şahidlik etmeyen kâfirdir.” [Tarihu’l Bağdad, C.8, S.351]

İbn-i Batta, Muhammed bin Mücahid’in Yezid bin Harun’dan şunları işittiğini rivayet etmektedir: “Her kim Kur’an’ın mahlûk olduğunu söylerse o kâfirdir. Her kim onu tekfir etmezse o da kâfirdir. Her kim onun küfründe şüphe ederse o da kâfirdir.” [El-İbanetu’l Kubra, C.6, S.57, Rivayet No:257]

İmam Bukai, sufilerin tekfirinde duraksayanlar başlığında şunları söylemektedir: “Hiç kimse bunların tekfiri hakkında; ben duraksıyorum, susuyorum, ne tekfir ediyorum ne de etmiyorum gibi bir şey söyleyemez. Çünkü bu, küfrü gerektirir. Çünkü kâfir, dinde bilinmesi gereken zorunlu şeyi inkâr edendir. Böylelerinin küfründe şüphe duyan kâfir olur. Bundan dolayı İbu’l Mukri, Muhtsaru’r Ravda adlı kitapta şöyle dedi: “Her kim Yahudi, Hristiyan ve İbn-i Arabi taifesinin küfründe şüphe duyarsa o da kâfirdir. Kadı İyad, Eş-Şifa kitabının ikinci konu, dördüncü kısımda şunları rivayet etmektedir: Yahudi, Hristiyan ve İslam dininden ayrılanlardan herhangi birini tekfir etmeyenlerin, tekfirlerinde duraksayanların veya tekfirlerinde şüphe duyanların kâfir olduğuna dair icma vardır. Kadı Ebubekir dedi ki; Çünkü tevkif ve icma küfürlerinde ittifak halindedir. Her kim bunların tekfirinde duraksarsa muhakkak ki o, nassı ve tevkifi yalanlamış olur. Yahut nastan şüphe duymuş ve onu yalanlamış olur. Veyahut ancak kâfirin içine gireceği bir şüpheye girmiş olur.” [Masrau’t Tasavvuf, C.2, S.253]

Nevevi şöyle demektedir: “İslam’ı izhar edip ve ona itikat etse bile, Hristiyanlık gibi İslam’ın dışında başka bir dini benimseyenleri tekfir etmeyen veya tekfirlerinde şüphe eden veya yollarını doğrulayanlar kâfirdirler.” [Ravdatu’t Talibin, C.10, S.70]

İbn-i Teymiyye şöyle demektedir: “Bunların sözleri, Hristiyanların sözlerinden daha şerlidir. Bunların sözlerinde Hristiyanların sözlerindeki gibi çelişkiler vardır. Bundan dolayı bazen hululü söylerler, bazen ittihadı, bazen de vahdeti söylerler. Bu mezhep haddi zatında çelişkilidir. Bundan dolayı bunu anlamayanların kafasını karıştırırlar. Tüm bunlar, tüm Müslümanların icmasıyla zahiren ve batinen küfürdür. Bunların sözlerini ve İslam dinini bildikten sonra bunların küfürlerinde şüphe duyan kimse, Yahudi, Hristiyan ve müşriklerin küfründe şüphe duyanlar gibi kâfirdirler.” [Mecmuu’l Fetava, C.2, S.368]

Muhammed bin Sahnun şöyle dedi: “Âlimler icma ettiler ki; Allah Resulünde ﷺ eksiklik görüp söven kişi kâfirdir. Allah’ın ﷻ azap tehdidi onun için geçerlidir. Ümmetin yanında böyle birinin hükmü, öldürülmesidir. Böyle birinin küfründen veya azabından şüphe eden de kâfirdir.” [Sarimu’l Meslul Ala Şatimu’r Resul, S.4]

Bu ve buna benzer ilim ehlinin sözleri sayılamayacak kadar çoktur. Hepsini buraya aktaramayacağımız için bu kadarıyla yetiniyoruz.

Ebu seleme, hayırlı dönemde yaşamış selef âlimlerindendir. Hicri 246 senesinde vefat etmiştir. İsmi, Seleme bin Şeyb en-Nisanburi en-Nesaidir. Mekke ehlinin hadisçisi ve büyük âlimlerden birisidir. İmam Muzzi onun sadık olduğunu rivayet etmektedir. Ebu Nuaym onun güvenilir olduğunu rivayet etmektedir. İbn-i Hibban onu es-Sikat yani güvenilirler kitabında zikretmiştir. İmam Müslim, Ebu Hatem ve Sünen sahipleri ondan bahsetmiştir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?